Kemalizm
[Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER]
Toplumsal mücadele kavramlar ve ilkelerle yürür. Karşıdevrim, Atatürkçülük kavramını 12 Eylül ve tören Atatürkçülüğü ile etkisizleştirmeye çalıştı. Buna karşı devrimci güçler, Atatürkçülüğün bağımsızlıkçı ve devrimci özünü göstermek üzere Kemalizm kavramını yükseltti.
Avrupa Birliği sözcüleri, Avrupacılar, ABD'den özgürlük ve demokrasi bekleyenler, numaracı cumhuriyetçiler, hep birlikte şimdi de Kemalizm 'e yükleniyorlar. Türkiye’nin Kemalizm'den kurtulmadıkça AB'de yeri olmadığını ileri süren Avrupacılar, kendini İslamcı yazar diye ilan edenlerce destekleniyorlar. Bunlar, Ermeni diaspora’sının savlarını örtülü biçimde dillendiriyor, Kemalizm'i "derin devlet İdeolojisi" ilan ediyorlar. Liberal kalemler, Kemalist devleti bağımsızlıkçılığı ve devletçiliği nedeniyle kapitalizmin - piyasacılığın engeli sayıyor, bu nedenle otoriter ve hatta totaliter diye feryat ediyorlar. Etnik ayrılıkçılık, Kemalist devrimi feodal üretim ilişkilerini kırmaya yöneldiğini unutturmaya çalışıp salt etnik kimliklere tehdit; Müslüman olmayan azınlıkçılık ise hu kesimlerin ülkenin emperyalizmin boyunduruğunda kırılmasına hizmet eden işbirlikçiliğini unutturup salt kimliklerine karşı hareket olarak göstermeye çalışıyorlar.
Biz, Kemalizm’in ya da Atatürkçülüğün hiçbir etnik/dinsel kimliğe karşı, yalnızca kimliği nedeniyle mücadele bayrağı açmadığını biliyoruz: Kemalizm’in büyük toplumsal mücadelesi Kürtlüğe karşı değil feodal üretim ilişkilerine, bu ilişkilerin egemeni ağalık-beylik katına karşı yürütülmüştür. Kemalizm'in inkılâpları Rum, Ermeni, Yahudi azınlıkları da kapsayan iktisadi - toplumsal mücadelesi yalnızca bu kimliklere sahip olunması nedeniyle değil, bunların emperyalizmin işbirlikçisi olarak çalışan burjuva katmanına karşı olmuştur. Kemalizm, feodalizme ve emperyalist kapitalizme karşı mücadelenin ideolojisidir; bu mücadelenin kimlik politikaları içinde eritilmeye çalışılması boşuna çabadır. Bu çaba basit oyundur; bu oyunu görüyoruz.
İnsan hakları kavramı ardına sığınanların ilerici iktisadi ayrıcalıklarını ve bu ayrıcalıklar üzerinde yükseltmek istedikleri iktidar taleplerini görüyoruz. Bu taleplerin halk düşmanı talepler olduğunu, yalnızca ülkemizde değil benzer tüm ülkelerde "kendi kendini yönetme erdemi"nin yükselişinin bir avuç tekelin yüksek ek kârlarının önünün tıkanması anlamına geldiğini biliyoruz. Her türlü özgürlüğü bir avuç tekelin mülkiyet hakkına, her türlü barışı emperyalizmin işgal ve iktidarına bağlamış liberal düşünce sahiplerinin korkusunu anlıyoruz. Cevabımızı Kemalizm’in bağımsızlık ve devrim düşüncesinden üretiyor; bu düşüncenin rehberliğinde yürüyoruz. Türkiye'nin Kemalizm'den kurtularak var olamayacağını, ancak ve ancak Kemalizm'le kurtulabileceğini açıkça görüyoruz.
Ülkemiz sömürgeleşme sürecinin ağır baskısını bir kez daha kırıp dışa karşı bağımsız ve içeride egemen bir yönetim sisteminin baştan aşağıya inşası ihtiyacı içindedir. Bu ihtiyacı, ülkemizin sivil ve asker kurumları; akademik ve yargısal organları; varlığını emperyalizmin çıkarlarına bağlamamış özel sektör unsurlarını da içeren geniş bir halk cephesinin toplumsal iradesi; bütün bunlara önderlik edebilecek güçte bir siyasal liderlik; hep birlikte Kemalist düşünce temelinde karşılayacaktır. Demokrasi, işte ancak bu ihtiyacı karşılayacak hareketle gerçekleşebilir. Özgürlük, ancak bu ihtiyaç karşılandığında var olabilir. Toplumsal eşitlik, ancak böyle bir zeminle birlikle yaratılabilir. Türkiye, bu temel üzerinde kendi için kendisi merkezdir; kendimizi tanımlamak için “hangi yöne bakalım” sorusu bundan böyle tarihe gömülmüştür. Türkiye insan uygarlıklarının en büyüklerinin kurulduğu topraklarda, Orta Asya’dan gelen gençlik aşısıyla, imparatorluklar ve büyük isyanların coğrafyasında kendi başına bir merkezdir.
Bu merkezi inşa etmek için güncel ve ivedi hedefimiz açıktır: TAM BAĞIMSIZLIK!
KAYNAK: PUSULA 7 (Kasım 2006), s. 1
Etiketler: PUSULA'dan, SORULAR - CEVAPLAR

