Ebedi AB ile Fani Türkiye!
[Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER]
Kendine “demokrat” adım takmış karşıdevrim, Türkiye'de “seçkinlerle halk” arasında olduğunu ilan ettiği bir iktidar kavgası olduğunu ileri sürüyor. "Kavga" olduğu doğru; ama bunun “seçkinlerle halk” arasında olduğu yanlış. İşin bu boyutunu, geçen sayımızda işlemiştik.
Karşıdevrim, “Cumhuriyet’in kuruluşundan beri hâkim olan zihniyet”ten şikayetçi. Türkiye'de reform yapmanın yetmeyeceğini, reform yaptıktan sonra “bunu uygulayacak insanların zihniyetlerinin değiştirilmesi gerek”tiğini söylüyor. Cumhuriyet’in kuruluş zihniyetinde çok sayıda dert buluyor ama en çok bunlardan ikisini önemsiyor. Bunlardan biri, Cumhuriyet’in ülkenin ve devletin birlik ve bütünlüğü için yükselttiği ulusal devlet ilkesi, ikincisi ise yurttaşların özgürlüğü için vazgeçilmez olan laiklik ilkesi.
Karşıdevrim, ulusal devlet ilkesini “farklılıkların ifade edilmesine ve farklılıkların örgütlenmesi”ne engel olduğunu ilan ediyor. Farklılıklar, başka bir deyişle azınlıklar, daha başka bir deyişle “öteki” ve daha da başka bir deyişle milliyetler için hak-hürriyet gerek diyor. Milliyetler için kimlik, kimliğe özgü yönetsel-siyasal hak tanınmasını talep ediyor. Ulusal devlete karşı milliyetler devletini savunuyor. Ama bunu “kadın hakları”, “üçüncü cinsin hakları”, “çocuk hakları” ve “hayvan hakları”yla bezemeyi ve böylece gerçek anlamı örtmeyi ihmal etmiyor.
Karşıdevrim, laiklik ilkesinin “din hürriyeti” adını verdiği başka bir sistemle yer değiştirmesini istiyor. Devletin dini yönetmesi ve denetlemesine son verilmesini, her dini topluluğun hukuki kimliğe (kimlik, kimliğe özgü mülkiyet ve yönetsel-siyasal hakka) sahip kılınmasını talep ediyor. Dini toplulukların hukuki kimliğin tanınması isteğiyle, Türkiye'nin bir cemaatler devletine dönüştürülmesi amacı peşinde koşuyor.
Karşıdevrim, her şeyden önce, işte bu iki noktada Avrupa Birliği’nden destek alıyor. AB Türkiye’ye “demokratikleş” diyor. İçerideki karşı devrim, bu emri, “evrensel hukuk kriterlerinin emridir” diye savunuyor. Tarihsel, dönemsel, kendi gelişimini zar zor sürdüren AB, bir çırpıda “evrensel şey” kılınıyor. Kapkara işbirlikçilik, bembeyaz evrenselcilik elbisesi içine böyle hızlı gizleniyor.
Fani Türkiye, ebedi evrensel karşısında ne yapabilir! Gelip geçici olan dünyevi, ezel ebed evrensel karşısında ne diyebilir! Olsa olsa eksikliğinden utanıp ya bir köşeye çekilir ya “nasıl uyum göstersek” diye aranır durur!
Karşıdevrimin, adını “demokrasi” diye koyduğu hedef, Türkiye’nin kendinden vazgeçmesi hedefidir. Bizim hedefimiz ise ülkemizde ulusla birlikte eşitlikçi ve zengin bir geleceğe yürümektir.
İşte bu hedef için, Türkiye'nin kuruluşundan beri hâkim olan zihniyet, varlık zeminimizdir. Bu zemin sağlamlaştırılmalı, güçlenip geliştirilmelidir. Cumhuriyetçilik zihniyetini sağlamlaştırmak, Cumhuriyet’in üzerinde yükseldiği en temel değeri yükseltmekten geçer.
Cumhuriyetin temel değerleri “demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti” değildir; bunlar Cumhuriyet’in dört anayasasından yalnızca son ikisinde yer almış anayasal ilkelerdir. Atatürk ilke ve devrimleri de, Cumhuriyet’in “en temel değeri” değildir. Bunlar, Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri ve ilkesel uygulamalarıdır. Cumhuriyet’in tüm diğer kurucu ilke ve ilkesel uygulamalarının üzerinde yükseldiği en temel değer “bağımsızlık değeri”dir. BAĞIMSIZLIK DEĞERİ, yalnızca günlük karar ve eylemlerin değil, anayasal ilkelerin değil, aynı zamanda kurucu ilkelerle uygulamaların da “doğru-yanlış ölçüsü”dür.
Türkiye, emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşının ürünüdür. Bu ülkenin varoluşu “ya istiklal ya ölüm” fikri ve eyleminden yükselmiştir. Bizi başka ülkelerden ayıran en önemli yönümüz budur. Bu yön, hiçbir anlamda evrensel olmayan, aynı Türkiye gibi tepesinden tırnağına tarihsellikle örülmüş Avrupa ülkelerinden başlıca farklılığımızdır. Değerler sistemimiz, tarihsel kaynaklarımız ve koşullarımızın farklılığı nedeniyle farklıdır. 21. yüzyılda Avrupa değerlerinin bizim değerlerimizin üzerinde seyretmesi için hiçbir anlamlı neden yoktur.
Avrupa Yarımadasının “Kopenhag Kriterleri”, artık gericileşmiş bir uygarlığın militan işgalci değerler setidir. Bu uygarlık, kendi varoluşunu bir zamanlar “Sezar'ın hakkı Sezar’a" diyerek geri ittiği Kilise’de, şeriat kaynaklarında aramaktadır. Bize ve dünyaya dayattığı “cemaatler devleti” ve “milliyetler devleti” eksenli demokrasi ideolojisi, artık çöken bir uygarlığın hürriyetçiliğidir.
Bu hürriyetçiliği reddediyoruz.
Eşitlik ve özgürlüğün, yalnızca ulusal bağımsızlık durumunda mümkün olacağım, şimdi her zamankinden daha iyi görüyoruz.
KAYNAK: PUSULA 9-10 (Mayıs-Haziran 2008), s. 1
Etiketler: PUSULA'dan


0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa