19 Ağustos 2008 Salı

Yaşasın Bağımsızlık! Yaşasın Egemenlik!

[Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER]

Bağımsızlık, iradeye bağlıdır. İstenirse olur. Bağım­sızlığı isteyen yoksa, bağımsızlık diye bir şey de olmaz. Bugünkü çığırtkanlıklar o yüzdendir: "Artık bağımsızlık olmaz, karşılıklı bağımlılık var!"

Bağımsızlığın yolu egemenlikten geçer. Egemenlik, bağımsızlık isteği iradesi ile başlar ve kendine ait somut mekanizmalarla bağımsızlığı gerçek haline getirir. Belli bir toprak üzerinde, yani yurdunuzda, en temel ilişki ve yapıları yönetme iktidarınız yoksa, yani yurdunuzda ege­men değilseniz, bağımsız olamazsınız.

Siz ülkenizde egemen olmak isterseniz, iktidar olma kapılarını başka heveskârlara kapatmışsınız demektir. O zaman, ABD-AB'li bir avuç tekel, bankalarınıza el koyamaz. Güzelim dağlarınızı maden çıkaracağım diye “serbest ikti­sat” gereği alt-üst edemez; ormanlık tepelerinizi tıraşlayıp gidemez, insanlarınızı üç otuz paraya, sendikasız-sigortasız köle gibi çalıştırıp küpünü dolduramaz. Çünkü siz bir kez “bu köyün sahibi var” demişseniz, bir avuç küreselci tekel bu köyde istediğini yapamaz. Bağımsızlık iradesi, kendini bu köyde egemen görmek halinin ifadesidir. “Bu çağda bağımsızlık olmaz” diyenler, gerçekte “sen yurdunun sahibi olamazsın” demektedir­ler. Böylece yurdun yönetimi, adına konuşulan bir avuç küreselci tekele verilebilir. Egemenlik devredilebilir. Bu çağda bağımsızlık olmaz demek, Türk ulusuna egemenliğinden vazgeç; kendi ken­dini yönetme kudretini ve yönetme hakkını “uygar AB-D'ye devret” demekten başka bir şey değildir.

İşte o yüzden, Tam Bağımsızlık ve Ulusal Egemenlik basit bir slogan değil, büyük tarihsel bir politikanın özetidir.

Yeni-liberalizmin Atlantiğin iki yakasındaki merkezlerinden buralara “fikir” taşıyan Türk uyruklu ideologları, bizleri “dünyaya uyum gösterme”ye ikna etmeye çalışıyorlar. Bağımsızlık idealinden vazgeçmemiz için köksüz-tutarsız savlar geliştirmeye gayret ediyorlar. Bu savların reddedildiğini görünce, Atlantik yakaları yeni ideologlar ortaya çıkarıyorlar. Bu kuşak, “dünya sistemi” Türkiye'den vazgeçmez; AB-D eksenini değiştirmeye yönelmek çılgınlık; “dünya” sizi çok fena yapar” korkutmacasını kullanıyor. Gerçekçi olmaya, akıllı davranmaya davet ediliyoruz; Frenkçesiyle “21. yüzyılda realist ve rasyonalist olmak” üzere tehdit ediliyoruz.

Bu tehditler işe yaramıyor. Çünkü 21. yüzyılda dünyanın ağırlık merkezi değişiyor. AB-D sistemi, beş yüzyıllık “çağdaş uygarlık düzeyinin temsilcisi” olma niteliğini hızla yitiriyor.

Birincisi, bu uygarlık temsilcisi, kendini sürdürebilmek için azgelişmiş dünyadan beyin göçü almadan yaşayamıyor. Bu temsilci, azgelişmiş dünyanın hammaddesi, madenleri-petrolü, toprakları, su kaynakları ve elbette en önemlisi işgücü olmadan kendini sürdüremiyor. İkincisi, ahtapotun kollarının uzandığı topraklarda insanlar, bilgi birikimi, uygarlık bilinci bundan iki-üç yüzyıl önceki gibi değil. Azgelişmiş, sömürülen topraklar, bu “çağdaş”ı ve bu “yabancı”yı artık iyi tanıyorlar. Bu “yabancı”nın bazıları için bilinmezlikten gelen bir cazibesi, büyüsü vardı. Artık yok. Üçüncüsü, Atlantiğin iki yakasında yükselen sistem, yani emperyalizm çürü­yor. Çürüdükçe dine yaslanıyor; kiliseye dayanıyor ve camileri, kiliseyi kullandığı gibi kullanmaya çalışıyor. İnsanlığın büyük birliği yerine, cemaatleşmeyi ve boğazlaşmayı vaat ediyor. Dördüncüsü, insanlık tarihte hep beşeriyetin birliğini vaat edenlere dikkat kesilmişti. Küreselciliğin bu vaadinin sahte olduğu ortaya çıktığından beri, AB-D'nin tarihsel gericiliği de ayan beyan ortaya çıktı.

Dünya değişiyor. Geleceğimizi insanlığın gerçek büyük birliği yönünde yeniden inşa etmek için, şimdi TAM BAĞIMSIZLIK ve ULUSAL EGEMENLİK hedefini her zamankinden daha yüksekte tutmak gerekiyor.

KAYNAK: PUSULA 11 (Temmuz 2008), s. 1

Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa