16 Eylül 2007 Pazar

Anayasa tepkisi: Dört

Mümtaz SOYSAL

Geçen yasama döneminde cumhurbaşkanını seçme girişiminden sonra yapılan yöntem yanlışları saymakla bitmiyor ve hâlâ sürüp gidiyor.

Şimdiki "sivil anayasa" girişiminde unutulan şu: "Yeni" anayasa, yürürlükteki 1982 Anayasası'na, daha doğrusu Özal döneminde 175. maddeye getirilen 1987 değişikliğine göre yapılacak. Orada öngörülen iki olasılık var: Değişiklik ya da yeni anayasa tam üye sayısının üçte iki çoğunluğuyla yapılmışsa halkoylamasına sunuş cumhurbaşkanının takdirine bağlı; sunabilir de buna gerek duymayabilir de. Ama beşte üç çoğunlukla yapılışta halkoylamasına gidilmesi zorunlu.

Tezgâhtaki anayasa girişiminde sanki şu varsayımla işe başlanmış gibi bir hava esiyor: Metin, meşruluğu sağlama bağlamak için mutlaka halkoylamasına sunulmalı. Bu düşüncenin gerisinde şöyle bir güvence yatıyor: Değişiklik Meclis’te üçte iki çoğunluk oluşturmaya zahmet etmeden, iktidarca, beşte üç çoğunlukla da yapılabilir; o durumda AKP kökenli cumhurbaşkanının halkoylamasına gitmesi daha da şık olur.

Oysa yapılacak işin, basit ve birkaç maddede yoğunlaşan bir değişiklik olmayıp bütünüyle yeni bir anayasa olduğu göz önünde tutulursa, başka türlü düşünmek gerekmez mi? Anayasa, sık sık yazılıp söylendiği gibi, bir "toplum sözleşmesi" ise yapılışının her aşamasında en geniş katılımın sağlanması önemlidir.

Şimdiye dek izlenen yöntem, yeni anayasanın "made in AKP" bir ürün olarak piyasaya sürüleceği ve kamuya mal etme işinin kısa bir "genel tartışma" aşamasından sonra halkoylamasına sunuşla tamamlanacağı izlenimini vermekte.

Neden mi?

Geçen gün Antalya Barosunca yapılan bir panelde, "Özbudun girişimi"nin kendiliğinden oluşmadığını ve Sayın Başbakan'ca "sipariş" edildiğini ortaya koydu.

Tabii, özellikle "bilim adamları"ndan ve "hukukçu bürokratlar"dan oluşan bir komisyon için "sipariş" sözünün kullanılması elbet biraz incitici oluyor. Ama Sayın Özbudun çalışma arkadaşlarını kendi seçmiş olsa da girişimin bir parti genel başkanınca başlatılmış olması kaçınılmaz olarak bazı sınırlamaları, en azından birtakım tereddütleri akla getirir. Balkonlu ev sevmediği çok iyi bilinen bir kişi mimara köşk siparişi verse, mimar balkonlu tasarım çizer mi?

Yok, "Söz konusu olanlar bilim adamları; neyi doğru biliyorlarsa onu yaparlar" diyorsanız, onlara şunu sormaz mısınız: Bir anayasa tasarımı yapılacaksa, böyle bir konunun en kritik noktalarından biri olan cumhurbaşkanlığı konusunu 21 Ekim kamuoyuyla "ipotek altına almak" yanlış değil midir? Bunu Başbakan’a söyleyip henüz vakit varken halkoylamasının ertelenmesini istemişler midir?

Üstelik yanlış bununla bitmiyor. "Bilimsel" olduğu söylenen bu taslak bir de partili hukukçuların süzgecinden geçiyor. "Toplum sözleşmesi" böyle mi hazırlanır?

Cumhuriyete karşı bu içli dışlı çullanış döneminde herkes uyanık olmak zorunda. Uyuyanlar ve uyutulanlar çullanışa ortak olmuş sayılır.

KAYNAK: Cumhuriyet (AÇI) 7 Eylül 2007
http://www.bcp.org.tr/index.php

Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa