Anayasa tepkisi: İki
Mümtaz SOYSAL
Büyük hevesle yeni anayasa yapma işine soyunmuş olanlar, gerek bilim adamları, gerekse partili hukukçular olarak, yaptıkları işin usul yönüne eğilmek zorundadırlar. Hukukta usulün esastan önce geldiğini, yargı organlarının usul sorununu çözmeden esasa girmediğini en iyi onlar bilir; daha doğrusu bilmelidirler.
Hukukçunun usul konusuna ikincil bir sorun, neredeyse "ayrıntı" olarak bakan sıradan vatandaştan farklı olarak bakması gerekir. Gerçi günlük yaşamda da "Şeytan ayrıntıda gizlidir" diye benzer bir söz vardır ama bu farklı: Usul hatasının gerisinde yalnız şeytanlık değil, çoğu zaman haksızlık, hatta büyük siyasal yanlışlık gizlidir.
Yeni anayasa yapımında işlenmekte olan usul hatası şu: Bir yandan özü cumhurbaşkanını halk tarafından seçilmesine ve görev süresinin iki kez beşer yıllık bir süre olabilmesine ilişkin olarak anayasada değişiklik yapılmak istenmiş, ama buna ilişkin süreç bir halkoylamasını zorunlu kılmıştır; bir yandan da hiç de ayrıntıda kalmayacak olduğu anlaşılan bir yeni anayasa değişikliği işine girişilmiştir.
Oysa cumhurbaşkanlığı seçimi tek başına bütünden ayrı olarak düşünülecek basit bir konu değil. Halkça seçilen bir cumhurbaşkanının yetkileri ve görevleri konusunda uzun uzadıya düşünmeden olmaz. 1982 Anayasası’nda General Evren ‘e göre düşünüldüğü için Sayın Sezer’in bile "fazla" bulduğu yetkiler halkın seçtiği cumhurbaşkanı için "az" bile sayılır. Çünkü o kişi her gün, her olay dolayısıyla, hatta sabahları aynaya bakıp tıraş olurken bile arkasında bütün halkın gücünü görüp durumlara da bakacak, yetkilerini kâğıt üzerinde tırpanlasanız da onları kullanırken ister istemez ve "eninde sonunda" o gücü hissederek kullanacaktır.
Dolayısıyla bütün anayasa sisteminin bu gerçek bilinerek, yeterli dengeler ve güvenceler göz önünde bulundurularak oluşturulması kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Böyle bir durumda yeni anayasa yapanların bu noktayı vurgulayıp süreçte değişikliğe gidilmesini, 21 Ekim’de yapılması öngörülen halkoylamasının ertelenmesini ve konunun daha sonra genel anayasa değişikliğiyle birleştirilerek halkoylamasına sunulmasını önermeleri beklenir. Hukukçulara yakışacak olan budur.
Yoksa hayli şaibeli bir kurnazlığa istemeden ortaklık etmiş olacaklar.
Çünkü yalnız başına cumhurbaşkanı seçimine ilişkin bir halkoylaması mutlaka yüzde 90’lara varan bir "evet"le sonuçlanır. Kime sorsanız "cumhurbaşkanını ben seçmeliyim" der. Ondan sonra, bu halkoylaması sürecini başlatmış olanlar da, yüzde 47’lik bir "seçim zaferi"ni bile gölgede bırakacak biçimde "Arkamızda halkın yüzde 90’ı var" deyip her şeyi yapmakta kendilerini haklı saymaya başlamazlar mı? Böyle bir tutumun 1950’lerden beri Türkiye’yi hangi durumlara sürüklediği bilinmiyor mu?
Şu aşamada hem iktidar partisini şaibeden kurtarmak, hem CHP başta olmak üzere muhalefet partilerini bu gidişe seyirci kalma töhmetinden korumak için yapılacak en doğru şey, bütün liderlerin bir araya gelip ortak akılla bu duruma sağduyunun ışığında ortak bir çare bulmalarıdır.
KAYNAK: Cumhuriyet (AÇI) 5 Eylül 2007
http://www.bcp.org.tr/bcpden.php?id=227
Etiketler: GUNCEL


0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa