Anayasa tepkisi: Üç
Mümtaz SOYSAL
Öyle anlaşılıyor ki, yeni "sivil" anayasayla egemenlik kavramına yeni bir tanımlama getirilecek. Bu tanımlamanın 1921’den beri Türk anayasalarının değişmez ilkesi olan "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesini içerik açısından değiştireceğe benzer. Birtakım kayıtlar ve şartlar getirerek.
Daha doğrusu, 1982 Anayasası’yla zaten konmuş sınırlamalara ve koşullara yenilerini ekleyerek. Bunların sonuçta amaçlanan "ılımlı İslam devleti"ni açıkça getireceğini düşünmemek gerekir. Şimdilik yapılmak istenen, "ulus-devlet" kavramının kalıntılarını sistemden silmek ve daha sonra getirilecek aşamalar için zemin hazırlamaktır.
İlk bakışta zararsız, hatta hukuksal kapsam bakımından doğru sayılabilecek anlatım farklılıklarıyla.
Örneğin 1961 ve 1982 anayasalarındaki "Millet, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır" biçimindeki anlatımın yerini "egemenliğin yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanılması" diye bir formülün almasından söz ediliyor.
"Ne var bunda" denebilir. Yasama, yürütme, yargı dışında başka organ var mı? "Güçler ayrılığı" tartışmalarından beri temel organlar hep bunlar olmadı mı?
O halde ne var bu formül değişikliğinin gerisinde?
Galiba şu: Son iki anayasa dolayısıyla örneğin Milli Güvenlik Kurulu, Devlet Denetleme Kurulu, Yükseköğretim Kurulu gibi bazı organların kendi başlarına buyruk, sistem dışında kuruluşlar olduğu yolunda yanlış bir izlenim yaratılmıştı. Oysa hepsi, değişik ölçülerle ve kurallarla temel sorumluluk açısından "yürütme" içinde yer almaktaydılar. MGK, Bakanlar Kurulunun sorumluluğuna giren Silahlı Kuvvetler ile siyasal sorumluluk taşıyan bakanlar arasında bir eşgüdüm organı değil mi? Devlet Denetleme Kurulu yine yürütmenin bir parçası olan cumhurbaşkanlığının yetki alanına girmiyor mu? Yükseköğretim, bütün eğitim konuları gibi, Milli Eğitim’in siyasal sorumluluk alanı içinde sayılmaz mı?
Sorun, galiba özerklik kavramının politika dünyasına verdiği rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Siyasiler, kamunun parasıyla iş gören, ama "seçilmiş" siyasilerin buyruk ve yönlendirişlerinden korunması gereken üniversite ve TRT gibi organların varlığını pek istemiyorlar. Yargı bağımsızlığı bir ölçüde doğal sayılıyor da özerklik, yani erklerini kendi bilimsel niteliklerinden ya da kamuyu doğru bilgilendirme görevlerinden alanların siyasal etkiden korunması pek anlaşılmıyor.
Nitekim TRT özerkliğinin çanına çoktan ot tıkandı bile. Kaldı YÖK.
Dolayısıyla, "bilim adamları"nca hazırlandığı söylenen "sivil" anayasadan çıkacak çapanoğullarından birinin, YÖK’ü düzeltmek yerine, yok etmek ya da iktidar emrine bağlamak olması beklenmelidir.
KAYNAK: Cumhuriyet (AÇI) 7 Eylül 2007
http://www.bcp.org.tr/index.php
Etiketler: GUNCEL


0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa