16 Eylül 2007 Pazar

Anayasa tepkisi: Bir

Mümtaz SOYSAL

Yeni dönemin "sivil" anayasa girişimlerini dikkatle izlemek gerekiyor. Şunu da bilerek ve hiç unutmadan: Cumhuriyeti "Ilımlı İslam Devleti"ne dönüştürme girişimi bütünüyle ve şimdiden anayasa hükümlerine tam anlamıyla yansımayacaktır. Öylesi, girişimin dış ve iç sahipleri açısından, temel ve son amacı zamansız açığa çıkarma ve tehlikeye sokma olur. Girişim, yıllar öncesinden beri sinsi ve temkinli bir tarzda yürütüldüğü için acemice hatalardan kaçınılacaktır.

Yine de şimdiki anayasa girişiminin nelere tepki olduğuna ve neleri değiştirmek istediğine bakarak, varılmak istenen amaç konusunda birtakım ipuçları elde edilebilir.

Şimdilik ortada bir metin ya da bir taslak yok. Kendiliğinden oluşup Bilkent Üniversitesinden bir profesörün başkanlığında çalışan ve iktidarca tasvip edildiği için neredeyse "yarı-resmi" nitelik kazanmış gözüken bir kurulun hazırladığı metin birkaç gün sonra ortaya çıkabilir. Şu sıra sadece ondan alınma birkaç değişiklik piyasada.

Metin açıklandığı zaman da onu asıl amacın anlaşılması açısından yeterli saymak yanlış olur. Öyle bir metin ister istemez, partili bir grubun eleğinden geçirilerek komisyon aşamasına gelir; ilk resmi pişiriliş o aşamada olacaktır.

"Kamuoyunda tartışılma" denen ve nasıl gerçekleşeceği bile belli olmayan aşamayı beklemek de fazla işe yaramaz. Çünkü, bir kez daha vurgulamak gerekir ki, girişimin anayasal yönü, asıl amacı kamufle etmek için kullanılacaktır.

Ama şimdiden elde tutulması gereken önemli ipucu şudur: "Renksiz bir anayasa yapmak, yani anayasayı belirli bir ideolojiyi yansıtmayan, demokrasiye ve insan haklarına saygınlık koşuluyla her türlü ideolojiye çerçeve olabilen bir kurallar ve kuramlar bütünü olarak ele almak" biçiminde özetlenebilecek olan düşünce, ilk bakışta sanılabileceği kadar geçerli ve özellikle de "masum" bir düşünce değildir. Şimdi birtakım "bilim adamları"nca hazırlandığı söylenen metnin ana düşüncesi buysa, bilmek gerekir ki bu "demokrasi ve insan hakları" gibi şık etiketler gerisinde on dokuzuncu yüzyılın liberal ideolojisini tekrarlamaktan başka bir şey sayılmaz.

Yetişme tarzları ve etkilenme kaynakları açısından bu düşünceye yatkın olan "bilim adamları"nın yaklaşımlarında şimdiki iktidar sahiplerine elverişli gelen özellik şu olsa gerek: Laiklik, özellikle Türk toplumu gibi büyük çoğunluğu İslam inançlarına bağlı bir toplumda, sakınılmaz ve zorunlu olarak, "bazı yasak"ların, "bazı olmaz"ların konmasını gerektiriyor. Bunlar devleti ve kamunun bütününü kapsayan işleri İslam dininin "her alanı kapsayıcı bütünlüğü"nden korumak amacını gütmekte.

Böyle olunca, Türkiye'deki anayasa hazırlayıcılara mutlaka sorulması gereken, Hıristiyan Batı’nın demokrasilerinde belki aynı ölçüde mutlak olmayan soru şudur: Türk devrimlerinin özünü oluşturan bu "yasaklar" ve "olmazlar" bu ülkenin koşulları içinde "toplumu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarıp" demokrasiyi ve insan haklarını gerçekleştirmeyi amaçlamıyor mu?

Savunduğunuz "sivillik" bunları kaldırmaksa, asıl amacınız nedir?

KAYNAK: Cumhuriyet (AÇI) 3 Eylül 2007
http://www.bcp.org.tr/bcpden.php?id=228

Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa